SEYYİD MUHAMMED TENCİ BABA'NIN MESELİ

SEYYİD MUHAMMED TENCİ BABA'NIN MESELİ

"Bakın hele guzular

Bu meseli neyneyem

Dinleyene söyleyem

Mehdi dedem gelecek

Eşiklikte bekleyem.

Eşiklikte bekleyenin

Bu meseli söyleyenin

Muradını verecekmiş

Kulak verip dinleyenin

Dinleyeni Şah paklıya, dinlemeyeni Hakk haklıya. Bu fakirde söze başlıya."

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; ben diyem 100 sene siz deyin 500 sene. Te geldiğimiz memlekette abu ceddimizin köyünde Kızıldeli evlatlarından Seyyit Veli derler bir dede varmış. Ceddine-cemalına gurban olduğum keramet, mucizet sahibi bir erimiş; öyle olacak ki postunda oturduğu yerden eliynen çeker ta Çinden, Maçinden toprak getirirmiş. O ki gökteki kuşun ganadını gırkar, yerde geden tilkinin ayağını çitermiş. Bu dedenin bir nefesi bin derde deva, bin gadaya galhan olurmuş. Olurmuş, olurmuş da bu dedemizin bir derdi varmış onu için, için eridirmiş. Neymiş derdi diye soracak olursanız bu mübareğin zürriyetini sürdürecek çocuğu olmazımış. Ceddine kurban olduğum dede ah, vah ile günlerini geçirse de hiç isyan etmezmiş, böyüklerin dediklin Hakk'a isyan şeytanı melunun işleğidir.

Yine azimübarek bir Hızır ayında Veli Dede emmiuşakları, gardaşları tarafından Hızır ayında ceme gidilecek yerleri kendü aralarında üleşmek için çağrılmış. E davete icabet farzdır, dede de hırkasını geyinmiş dede damının yolunu tutmuş.

-"Hü! a(k)şamınız hayrolsun erenler." demiş eşikliğe de niyaz edip içeri girmiş. Veli dede yaşça küçük olmasına rağmen onun bulunduğu yerde kimse posta oturmaz, destursuz kelama kadir olmaz, hizmette ve hürmette kusur etmezlerimiş.

Meydan postuna niyaz ettikten sonra canlarla niyazlaşan Veli Dede postuna niyaz edip oturmuş. Muhabbeti tamam ettikten kerli dedenin abisi Seyyid Ali Dede; Veli Dede Sultan'a köyün, Muhammet Dede'ye Osmaniye'nin, Haydar Dede'ye Adana'nın, diğer emmiuşaklarına da Suriye ve İran'daki taliplerinin, kendine ise Anteplilerin hizmetlerini pay etmiş. Herkeş hakkına "Hakk eyvallah" dedikten kerli yükün tutan ertesi gün yola çıkmak içün öteberisini, atını hazırlamış, gamberleriynen yola düşmüşler.

Veli Dede de akşamcana evvela köydeki gapı-konşu tüm taliplerini gezmiş müşkülü olanların müşkülünü halletmiş, husumeti olanları sevüştürmüş.

Gün doğmuş, şafak sökmüş dede yine dertli dertli atıynan giderken yolda komşu köyden iki lafta ile garşılaşmış. Bu iki lafta dedeyi görünce "Ho Kızılbaş" diye ünn(l)emişler. Dede arkasında sesin geldiği yere doğru yönün çevirmiş bakmış ki karşı köyden daha önce dedeyi sıkıştırmaya çalışan sıfatında Maaviyen'in karası çalınmış iki Yezit:

(Onların ağzı olsun) "Ee sakkalına harladığım halakada geziyin, her menciliste ben şıhım, ben peykamber torunuyum" diye söylüyün "Emme bir arvadını gunnatamıyın, südüğünü sürdürecek bir evlat getiremiyin." diye dedeyle alay etmiş. Dede "Lanet olsun kör şeytan senin yüzüyen" deyip atının terkisini tutup yoluna devam etmiş. Ee eyle gerektir, Yunus Emre ne diyi "Döğene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek, Derviş göngülsüz gerek, ben dervüş olamam ki."

Neysem dede az biyez ilerledikten kerli bir çeşmeye dorgu atını sürmüş. Bu çeşme ki birçok mucizetini gösteren bir çeşmedir. Ocaktan geçenlerin, göçenlerin söylediklerine göre mübarek Ali Seydiyinen, Şah İbraham'ın sır olduğu bir pungardır bu çeşme. Dede varmış pungarın başına eğilmiş su içmek için. Ne görsün suya yansıyan kendi cemâlı değil, ahan niyazı olsun Şah-ı Merdanımış. Bir anda irkilip kendüne gelmiye çalışmış. Tam suyun başında dingelirken yanına gır atıynan yaşlıcana bir mübarek gelenlemiş. Dede gelen kişinin mübarek bir evliya olduğunu anlayınca hemencecik atının terkisini dutmuş, inmesine yardım edennemiş.

Mübarek iner inmez Veli dede heybesindeki tasa uzanıp pungardan su alıp mübareğe uzatmış.

Mübarek birkaç yudum aldıktan kerli Veli dedenin omuzunu bir eliyle suvazlayıp

"Niçün beyle derdinen ağlarsın mübarek" diye sormuş, Dede yıllardır çocuğunun olmadığını, anüçün ağladığını söylemiş. Mübarek bunu duyduktan kerli abasının altından bir tane kuru bir şey çıkartmış su içtiği tasın içine koymuş eli inen kapatıp "Ya Şah!" demiş. Elini kaldırmış ki Veli Dede ne görennesin o kuru şey kıpkırmızı elma olanlamış. Mübarek eliynen aldığı elmayı şahlayıp vermiş dedeye. Cenab-ı Allah sana bir evlat verecek amma kerametiynen senden ulu olacak sakın ha onun gönlünü yıkma yoksa Yakıp peykamber gibin yolun gözler durursun." demiş demesiynen atıynan gendi sırra gadem basannamış. Aradan birhaylı vağıt geçtikten kerli dede sirkilmiş, avucundaki tasa bakmış içindeki su yemyeşil olmuş. Mübareğin atının ayak izlerinin olduğu yerleri ise çayır çimen bürümüş.

Anlamış ki bu kuru meyveye can veren, kuru yerde ot bitiren keremetine gurban olduğum Hocayı Hızır Nebi'dir.

Dede hemi şaşkınlık, hemi de ücüdunun (vücudunun) her zerresine gaddek (kadar) hissettiği mutluluk ilen hanesinin yolunu tutmuş. Günlerce gördüğü bu mucizetin hikmetini ağnamak için gece gündüz düşünmüşte düşünmüş.

Veli dede bir gece damın üzerinde çayını yudumlarkene sıtkı bütün baktığı mübarek aydan bir ses gelenlemiş.

-"Murat gecesi bugün ey Veli"

Sesi duyar duymaz sirkelenen Veli Dede anabacıyı da ünneyip yönünü Muhammed'in şavkını cihana gönderen Ali'ye yanı aya dönüp elini açmış:

+""Ey yerin,göğün arşın, kürşün sahabı; erenleriyin, evliyalarıyın, enbiyalarıyın, mürselleriyin, şehitleriyin, şühedalarıyın, tekkeleriyin, türbeleriyin; tekkelerinde, türbelerinde yerişmiş ağzı dualı kullarıyın, gökten endirdiğin dört kitabın, dört kitap içindeki ayetleriyin yüzü suyu hürmetine şu fakire bir çaman et bağışla." diye yalvarmış, üç gün boyunca da Hızır orucu dutmuş.

Üçüncü gün a(ğ)şamı güneşin şavkı yerini, karanlığa bırakırkene Hızır muhabbeti için dedenin evine talipler toplanmaya başlarlar, herkeşin gelmesiynen muhabbet başlar. Aşıklara destur verilir; sazlar çalınır, demler sürülür, "Amman Hızır sen Hızır'sın. Her yerde hazır, nazırsın." diyen aşığın sesi yeri göğü titredir. Eyle tabi aşıktaki nefes, dedeki nüfusla birleşir Hocayı Hızır Nebi'ye ulaşır. He, heyt keremine gurban olduklarım, onlar göğü yere indirenler. Kaldı mı şindi onlar, nerde…

Cemden sonra söylenen o ki 12 gün kaddek anca geçmiştir, anabacının üryasına gurban olduklarım girmişler, bir oğlan evlat bağışladıklarını adını da Muhammet koymasını söylerler. Sabahınan uyanan anabacı hepi gördüklerini dedeye anlatır birlikte bir cebrayil tığlayıp lokma pişirirler.

Günler geçer, zaman zuhur eder Veli Dede'nin eşi sabaha karşı ebenin de gelmesiyle doğurur. Bu doğum öyle bir doğumdur ki o gün orada olanlar doğan bebeğin keremetini görürler. Bebek tertemiz bir şekilde göbeğindeki bağ olmadan doğar.

Köyde herkesin bir lakabı vardır bunlardan bazıları Başıbüyük Hüseyin, Dizikalın Hassan, Karaoğlan, Topal Memmed gibi Seyyit Muhammed'e ise eli ilen ücuttaki yaraları yoğettiği için Tenci denmiş. Velhasılı Seyyit Muhammet anasından dünyaya zuhur ettiği günden o güne kadar herkeş ondaki keremetin farkındadır ancak tek farkında olmayan atası Seyyid Veli Dede'dir.

Gine Azimübarek perşembe gününde bir görgü cemi için dede damında toplanırlar. Henüz daha tıfıl olan Tenci Baba'da yanında küçük uşşaklarla dede damının yolunu tutarlar. Gelirler, gelirler emme dedenin dışarıya diktiği Abdal Ali'nin oğlu Kemal Tenci Baba'yı ceme alanlamaz "Gurban olduğum bene intizar etme, Veli Dede aldırmıyı!" der. Tenci Baba'da hele bir git babama söyle "Tenci verdiğin ikrara seni bırakıyı Veli Dede, bizi alın diyi." de der. Gözcü Baba gider ancak dede destur verennemez.

Bunun üzerine Tenci Baba yanındaki oniki sabi sübyan ile biyez ötedeki su değirmenin yanına varıyı, kiminin dediklin bir incir dalını, kimine göreyse kamış goparıp eline saz yapıp duvazimam çığırmaya başlıyı.

Uzaktan Tenci Baba'nın yaptıklarını seyreden yasavır (dış gözcü), hayrete düşüyü can havliyle kendini cemin ortasına atıyı.

"Destur Veli Dede destur."

"-Noldu Kemal, noldu. Ne bu hal?" diyi Veli Dede

"Dede siz burada cem yapıyık sanıyız, gelin de bir hele Tenci Baba'nın yaptığı ceme bakannayın."

Veli Dede'nin kalkıp çıkmasıynan tüm cemaatte Veli Dedenin peşi sıra dışarı bakarlar ki "Bir nur ki Tenci'nin cem yaptığı değirmenin orayı gaplamış, o öyle bir nur ki bakanların gözleri kamaşırmış."

O nur birden büyürmüş gibi olur sonra söner ancak baksınlarda ne görsünler o sabilerin hepsi orada ancak Tenci Baba sırra kadem basmış. Veli Dede, divane gibi atına atlar Tenci'nin gidebileceği heryeri arar, herkese sorar ancak ne gören ne duyan ne de bilen vardır. Veli Dede verdiği ikrara halel düşürdü. Nefsini, mucizetine şahit olduğu oğlundan yüce tuttu. Veren Hakk onu ondan geri aldı.

Yaşanan bu olaydan sonra Veli Dede perişan oldu. Gözünün yaşı hiç kurumadı, Yakıp Peykamber gibi evladının yolunu gözler oldu. Olaydan sonra 15 sene geçmişti çilesini dolduruncağız Hakk oğlunu gerisingeri ona verdi.

Veli Dede köy meydanındaki kayanın üzerinde ağlamaktaydı. Bir baktılar ki uzaktan uzun usul boylu 17-18 yaşında bir delikanlı geliyor ama bu delikanlıyı ne daha gönce köyde ne de çevre köylerde görmüşlerdi ancak nazarlarının yattığı bir şey vardı. Elinde Tenci Baba'nın sır olduğu gece elinde tuttuğu dal vardı. Görenler hep bir ağızdan Allah Allah nidalarıynan Tenci'nin eteğine kapandılar, o artık Veli Dede'nin oğlu Tenci olmaktan öte, Tenci Baba'dır.

Tenci Baba gelmesine geliyi emme emmiuşaklarının nefsini daha tığlamadıklarını bildiği için onlar ile aynı menciliste posta çıkmamaya devam ediyi. Dahası evlilik çağı gelenlediğinde de kendine emmiuşaklarından bir kız değil sıtk-ı sadakat ile onlara bağlı olan Hamza Abdal'ın kızını alıyı, talip kızı aldığı içün pir postuna oturmayan mübarek Tenci Baba ocağın İrehber kapısı oluyu, ondan önce Kabak Abdalların İrehberlik yaptığı taliplere gayrı Tenci Baba irehberlik yapıyı.

Aylar, günler geçiyi günlerden bir gün Seyyid Ali Dedenin oğlu emanetleri uyandırmak içün tüm Kızıldeli evlatlarını Delil-i Şah-ı Merdan ile Tarık-ı Evliya'nın uruhunu uyandırmak içün hanesine çağırıyı. Çağırsa ne ki uğraşıyır, uğraşıyır kimse uyandıramıyı derken sıra Tenci Baba'ya geliyi, Tenci Baba Sultan bir Allah Allah, ya Delil-i Şah-ı Merdan diyi emanetleri uyandırıyı. Bunun üzerine herkeş emanetlerin gayrı ocağın İrehber kapısında yanı Tenci Baba'da kalmasına karar veriyler.

O günden sorna tüm Kızıldeli talipleri ilen çevredeki obalar Tenci Baba'nın kerametlerine ve mucizetlerine şahit oluylar. Tenci Baba'da yıllar yılın hizmetlerini sürdürüyü en sonunda şindik bizim göçtüğümüz torpaklarda hakka yürüyü, mübareği yine oraya sır ediyler, sornam o köyün adı Tenci Köyü, onun evlatlarına Tenci Baba evlatları, Tenci Baba Ocağı diyip taliplerine de Tencili diyiler.

Ee lafı olana lafın söyleye

Arif olanlar dinleye

Dinneyeni Şah pakladı

Dinnemeyeni Hakk hakladı.

Meselimiz oldu temam

Yardımcımız Onikimam, Tenci Babam.